1. Bölüm: Kum Fırtınasının Ardında
Kamyonun camları açıktı, ama içeri giren hava serinlik getirmiyordu; kavuruyordu. Ramón direksiyonu sıkı tutuyordu, ellerinin altında tekerlek izi gibi terli lekeler bırakıyordu deri. Yol, önlerinde uzayıp giden ince bir çizgiydi, iki yanında da sadece kum ve dikenli çalılar vardı.
Lucía, koltukta babasının yanında oturuyor, ayaklarını sallıyordu. Sarı elbisesinin eteği toz içindeydi, kırmızı kurdeleli örgüleri terden yapışmıştı boynuna. Aralarındaki koltukta, üstü eski bir battaniyeyle örtülmüş gümüş bir kutu duruyordu; her sarsıntıda hafifçe kayıyor, Ramón elini uzatıp tekrar yerine çekiyordu.
— Baba, Juárez'e ne zaman varacağız?
— Yarın gün batmadan varmamız gerek, dedi Ramón, gözlerini yoldan almadan. Alıcı orada bekliyor. Kutuyu ona teslim edip parayı almazsak...
Sözünü bitirmedi. Bitirmesine gerek yoktu; Lucía, babasının çenesindeki gerginliği, dükkânın kapısına asılı o kâğıdı hatırlıyordu. Don Salvador'un adı ağzına bile gelmiyordu artık, sadece bir gölge gibi peşlerindeydi.
— Peki teslim edersek?
— Edersek dükkân bizim kalır, dedi Ramón, sesi biraz yumuşayarak. Her şey eskisi gibi olur.
Lucía dönüp arkaya, gittikleri yolun ardına baktı. Ufukta, gökle toprağın birleştiği yerde, kahverengi bir duvar yükseliyordu; yavaş ama kararlı, gökyüzünü yutan bir perde gibi.
— Baba, o ne?
Ramón aynaya baktı, sonra tekrar yola. Çenesi sertleşti.
— Kum fırtınası, dedi kısaca.
— Bize yetişir mi?
Ramón cevap vermedi. Gaz pedalına bastı, motor homurdanarak hızlandı, kutu yeniden kaydı koltukta. Lucía'nın gözleri hâlâ arkadaydı, o kahverengi duvar büyüyordu, sanki çölün kendisi onları kovalıyordu.




